Salı, Kasım 21, 2006

İyi uykular ! Kültürel kişiliğimizi kaybediyoruz!

Antik çağlardan beri süregelen El Sanatlarımız ölmek üzere. Hangi sanat dalını araştırsak, ya ustası kalmamış ya ucuz ithal mallara direnememiş. Birkaç aydır ilgilendiğimiz el dokuması bunlardan biri. Ülkemizde pamuk geleneksel yöntemlerle işlenerek, dokuma için gerekli iplik haline getirilirken, 1900'lü yılları başında İngiltere'den iplik ve pamuklu dokumaların ithali, pamuk üretimini ve el dokumacılığını olumsuz etkilemiş. Son yıllarda gözümüze en çok "Made in China" yazısı çarpsada, bu sorun çok eskilere dayanıyor. Kızmaya pek hakkımız yok. Onlar çalışıyor, biz ise "zor,zahmetli" diye işin içinden sıyrılıyoruz. Ya da çocuklarımızın bir bankada müdür, bir şirkette avukat olmalarını istediğimiz için ara mesleklere yönlendirmiyoruz. Eee herkes müdür oluncada vaziyet ortada. Okumak tabiki çok önemli, ama ya yitip giden sanatlarımız.

Hepimiz biliyoruz kültürel zenginliklerimizi. Gördüğümüz o ki; bir kuşak öncesinde bunun değeri anlaşılmamış ve korunmamış... Örnek : Eski Datça.... Eski Datça'da ipekböceği yetiştiren ve dokumuş olan en genç insan 75 yaşında ve bu işi en son 15-20 yıl önce yaptığını söylüyor.. El dokuması ama özellikle ipekböceği(guş dutmak) yetiştirerek elde edilen ipekten yapılan dokuma, ne yazıkki artık yapılmıyor. Bir sonraki nesiller, değerinin farkına varıp sahip çıkmamışlar. Ne yazıktır ki Datça'ya dışardan gelmiş olan biz yabancılar bu duruma üzülerek ve bir Hocamızın bizi zorlaması sonucunda "Biz bu işi yaparız" dedik. Ve başladık başka bir serüvene...

Yaklaşık iki ay önce; konu ile ilgili Yeşilyurt'a gidiş amacımız Karacan Yöresel El Dokuma atölyesini görmek idi. Karacan ailesi senelerce el dokumasına direnmişler. Ayşe arkadaşımızdan ipekböceği yetiştiriciliği hakkında oldukça faydalı bilgiler aldık. Dokuma yapanlar bayanlardı. Yeşilyurttan sonra, Aydın/Çine Akçaova Belediyesi Çömlekçilik Eğitim Merkezine uğradık. Belediye Başkanlarının desteğiyle Avrupa Birliği destekli olarak kurulan bu atölyeye öncesinde 100 kişi başlamış kursiyer olarak. Ancak ne var ki bir sene içinde bu sayı on adede düşmüş. Erkeklere pek zor gelmiş bu iş. Gittiğimizde fazla mesai yapmakta olan Ayla, Meral ve Belma 15-16 ay içinde torna işinde usta olmuşlar, ateşe dayanıklı çömlek yapıyor ve Türkiye'nin dört bir yanına gönderiyorlar.

İki hafta önce yaptığımız Uşak, Denizli (Buldan, Kızılcabölük) gezimizde, Uşak iline gidiş amacımız Palmet Halı San. Ltd. Şti`nin ortağı Esma Kıvrak ile tanışmaktı. Uşak denince ilk akla gelen Uşak El Dokuması Halılarının artık üretilmemesine üzülerek, "bu iş Uşakta yapılmalı" demiş ve on yıl önce tekrar üretilmeye başlamış Uşak el dokuma halıları. Karşılaştığı toplumsal engellere, aldığı siparişleri yaptıracak çalışan bulamamasına rağmen, El Dokuması Uşak Halılarını dünyaya pazarlayan, hayranlık uyandıracak başarılı bir işkadını. Hem hüzün hem de duyduğumuz gurur ve mutlulukla yanından ayrılıp Dülgeroğlu Oteline gittik. Bu otel 1898 yılında yapılmış bir Han aslında. Orjinalitesi bozulmadan çok hoş ve keyifli bir otele çevrilmiş Dülgeroğlu ailesi tarafından. Aynı akşam ve ertesi günü şehir sokaklarından dolaşırken biraz Uşak hakkında bilgi alalım ve Uşak'a özel, halı, battaniye ve Eşme kilimi dışında alabileceğimiz ne var diye vatandaşa soralım dedik. Sonuç; birşey yok. Şehirden ayrılmadan önce son durağımız Atatürk Müzesi ve Uşak Arkeoloji Müzesi idi. Atatürk Müzesi; Kurtuluş savaşı sırasında; Yunanlı komutanın kendi rızasıyla esir edilerek ağırlanmasına, Fevzi Çakmak'ın mareşal ünvanını almasına, savaş sonrasında ise İran Şah'ının ağırlanmasına tanık olmuş. Atamızın toplamda üç kez ziyaret ettiği ev, müze yapılarak koruma altına alınmıştır. Müzede Atamızın kullandığı eşyalar ve civar köylerden toplanan yakın tarih eşyaları bulunuyor. Arkeoloji müzesinde ise Karun Hazineleri Gerçek mi? Sahte mi? muamma olsa da gerçekten akıllara zarar.

Öğleden sonra varabildiğimiz, Denizli Buldan ise; bizi adeta büyüledi... Sokaklarında dolaşırken, tezgah sesi gelmeyen neredeyse hiç ev yoktu... Kadın, erkek herkesin çalışıyor olması bizim için bir Alice Harikalar Diyarı gibiydi... Yemek sonrası, sokak aralarında dolaşırken bir ailenin kapısını çaldık. Atölyede işleyen makinenin ezgisi eşliğinde yaptığımız hoş muhabbet ve sıcak karşılama "işte bizim halkımız" dedirtiyordu. (Hani o şehir hayatında tanımadığınız komşunuz, ne isteyecek acaba diye kapıyı açışlar.Lafım insanlığını, özünü yitirenlere) Ancak, ne var ki aynı sorun orada da var genelde çocuklarının ya da torunlarının okuyup büyük adam! olmalarını istiyorlar. Okumanın öneminin yanısıra aynı zamanda bu işide bir sonraki nesile aktarmalarının öneminden bahsettik ise de ne kadar faydalı oldu bilemiyoruz... Ertesi günü; evlerde yapılan dokumaların satıldığı, meydandaki dükkanları gezdik. Sağlı sollu dükkanların hepsinde birbirinden güzel el dokumaları mevcut. Sonrasında yapıldıkları yerleri görelim düşüncesiyle, Buldan'ın eski ama hala yaşayan ve çalışan köyüne çıktık. Nüfus artmaya başlayınca dağın eteklerine yayılmış olan Buldan'ın eski hali daha bir güzel. Gene çalışan bir evde soluklandık. En fazla altmış yaşında gösteren benim canım amcam aslında sekseniki yaşındaymış, genç göstermesini dokuz yaşından beri çalışıyor olmasına bağlıyor. Hemen yanımızda duran torununa öğretip öğretmediğini soruyoruz. Düşünce aynı "O okusun" diyor. Biz de hayalimizden bahsediyoruz, neden Buldan'da olduğumuzdan."Böcek yetiştireceğiz amca" diyoruz, birkaç soru soruyoruz, bize eksik birşey söylememek için heyecanla anlatıyor herşeyi. Böceklere; hem "nasıl yapacaklar bunlar" der gibi gülüyor hemde seviniyor sanki... Buldanda yapılan ipekli dokumaların büyük çoğunluğu hazır alınıyor. Tesadüfen öğrendik ki ipekböceğini yetiştirip ipek elde eden sadece bir aile varmış Buldanda. Durmadık ve hemen evlerinde aldık soluğu... Tezgah çalışıyordu ama ne yazık ki polyester! havlu dokuyan bey "Direnmeye çalışıyoruz" diyerek, saf ipeğin ucuz polyester ya da ithal mallar karşısındaki acı hikayesini paylaştı bizlerle...
Buldan da gördüğümüz iki ilanı yazmadan geçemeceğim. Birisi çarşı'nın göbeğine " Sayın Esnafım, Çin Malı Satma, Geleceğini Karatma" asılmış olan Esnaf Odasının afişi idi. Bir diğeri ise; çarşıdaki dükkanların birinin vitirininde "Dükkanımızda Çin Malı Yoktur" yazısının asılı olması durumun ciddiyetini özetliyor sanırım.

Günümüzün son uğrak yeri olan Kızılcabölük'e varmadan Kaklık Mağarasına uğradık. İlk girişte soluduğunuz kükürt kokusu biraz rahatsız etsede, mağara, zamanımız kalmadığı için gidemediğimiz Pamukkale travertenlerini aratmayacak güzellikte idi. Mağaranın duvarlarında bulunan yosun ve bitkilerin kattığı güzellik ise görülmeye değer...

Kızılcabölük'e vardığımızda dükkanlar kapanıyordu ki Eldos Tekstildeki genç arkadaşımız bizimle ilgilendi. Yapılması planlanan çok güzel projelerden bahsetti, gerçekleştirebildiklerini görmek bizleri çok memnun edecek. Kızılcabölükte de kadın, erkek el dokuması yapıyor. Yolu Denizli Tavas yolundan geçenlerin Kızılcabölük El Dokumalarını ve Herakleia Antik kentini görmelerini tavsiye ederiz...

Sonuç olarak; gezilerimiz sonrasında ve yaptığımız araştırma sonrasında gördük ki;
- Kadınlar her zaman üretimin içindeler,
- El sanatlarımız yaşam savaşı veriyor,
- Çarpık kentleşme heryerde hakim,
- Kadınlar üretiyor.
- Şehre ait özel birşey yapılmıyor, yapılsada destek görmüyor,
- Ülkemiz pis ve tembel insanlarla dolu,
- Kırahathaneler dolup taşıyor...
- Kadınlar çalışıyor.

2 yorum:

Melis dedi ki...

MERHABA BEN EMEKLİ ÖĞRETMENİM DENİZLİDEN EMEKLİ OLDUM KUŞADASINDA OTURUYORUM SİTENİZİ ÇOK BEĞENDİM EL SANATLARINI ÇOK SEVİYORUM TANIŞMAK İSTİYORUM MAHZURU YOKSA tabii. SİZLERİ ÇALIŞMALARINIZDAN DOLAYI ÇOK ÇOK TEBRİK EDİYORUM ÖMÜR BOYU MUTLU OLUN İNŞALLAH www.melistakıblogcu.com.

mehmet dedi ki...

Merhaba ben eşimle beraber Buldan da el dokuması ipekli şal,kravat,fular patamal üretimi yapıyorum buldan,a geldiğinizde yerimizi görmenizi isteriz saygılar. www.buldanevi.com