Eski Datça Mahallemize yani köyümüze girdiğinizde bu manzara ile karşılaşırsanız sakın şaşırmayın... Korkacak bişi yok... Onlarda sizin , bizim gibiler... Onlar EDE'liler...
İpek böcekçiliği, dokuma, tasarım ürünler, el yapımı gümüş takılar, Doğa ile iç içe Datça'da üreten hayatlar...


Bu sabah Birgün Gazetesinin ekini elime aldığımda gördüğüm ilanla" Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım, gıcır gıcır vosvoslarla" şarkısı dolandı dilime... Eğer bu yazıyı şimdi okuyursanız, daha önce bu organizasyondan haberiniz olmamışsa, "bu saatten sonra gidilmez şimdi" diye düşünmeyin lütfen benim yerime gidin...
organizasyon detayları için ; http://www.vosfest.com/




3 Temmuz - 11 Temmuz tarihleri arasında Datça'da bulunacaksanız eğer; Lale Dimili'nin "Fırçamın Ucunda Kutsal Ağaçların İzinde " adlı resim sergisini,

Bu sabah atölyeye girdiğimde beni bir süpriz beklediğini bilmiyordum. Bizim kelebeklerden biri çıkmıştı kozasının içinden, kabuğunu geride bırakarak... Fotoğraflarda görüldüğü gibi o kadarda bembeyaz değil. Ama kaşları çatık gibi duruyor biraz ürkütücü... Enterasan olan uçamıyor. Şimdilik öyle duruyor.
26 Mayısta öğrendiğimiz ve Nihat amcayla hemen makineleri kapıp fotoğraflarını çektiğimiz, fakat telaşımızdan yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım guşlar bunlar... Emriye teyze'nin guşları. Emriye teyze Umman teyzenin kardeşi... Umman teyze bizim için koynuna tohum koyarken birazda ayrı istemişti... Meğer kardeşi içinmiş...Ne bilelim onları bizimkilerle birleştirdi sanmıştık. Oysa ki duyunca hevese gelmiş Emriye teyze, isteyivermiş kardeşinden... Bu guşlar, tam aslına uygun olarak evlerinin bir odasında büyütülüyorlar... Emriye teyze bu durumdan oldukça mutlu "seneye daha çok yapacağım" diyor. Bizimse bunu duymak bile gözlerimizi parıl parıl yapıyor...
Saat daha sekiz bile olmamıştı. Geldiğimizde Umman teyze odun taşımakla meşguldü, bir önceki gün kenarları çamurla sıvanan kazanın altına... Heyecandan erkenden kalkıp gelen misafirlerimiz Neşe'nin dükkanında beklemekteydiler... Bizde heyecanlıydık... Nasıl olacaktı? Bizde gelep yapabilecek miydik? Hemen çocuk parkına çıktık... Ateş yakıldı, kozalar leğene alındı, hemen yanda işlem sırasında kullanılacak olan soğuk su kazanı dolduruldu... Yavaş yavaş diğer teyzelerde gelip, ateşin başında beklemeye koyuldular...

Hayriye teyzeden sonra Umman teyze geçti kazanın başına... Taki sonuna dek. Onca işinin arasında bütün gününü bize ayırmıştı. Tam 6 saat hiç kalkmadı başından. Gelep işi çok yorucu olduğundan sık sık değişti yapanlar ama ben Umman teyzeyi oyuna getirmeye çalışıp arasıra şansımı zorladıysamda kızgın bakışlarıyla aldırdı gelebi elimden. "Sen en son yaparsın, şimdi olmaz" deyip. Sırf düzgün olsun herşey diye. Oysa benim gözüm ne ipeği ne düzgünlüğünü görüyordu. İçinde olmak anlatılmaz bir duygu.


Yıkandıktan sonra kargıya asılarak kurutulan ilk ipek mahsullerimiz...
Birkaç saat öncesinde çalılardan toplanmış olan kozalar, Umman Teyze,Melahat Teyze, Fatma Teyze, Hayriye teyze ve Berat Hanım'la birlikte yapmış olduğumuz ekip çalışması sonucu temizlenelerek gelep işlemine hazırlandı. 
Tıpkı eski günlerdeki gibi...



Bize desteğini esirgemeyen, başından sonuna
kadar hep yanımızda olan Umman teyzemizin
Gelep günü için öngördüğü tarih, 3 Haziran
Pazar günüdür. Herkes davetlidir.

Geçtiğimiz hafta içinde organizasyonunu Doğa Pansiyonun yaptığı keçe eğitiminde Hollandalı bayanlar ile birlikte idik. Çok keyifli bir hafta geçirdim. Gerek yaptığımız çalışmalarla gerek yetersiz ingilizcemizle koyulaştırdığımız sohbetlerimizle... Yeni tanıştığım tüm dostlara selamlar... 


