Salı, Mart 04, 2008


Neredeyse bir buçuk ay oldu, sakin sessiz hayatımızdan ayrılıp, yıllık iznimizi kullandık, hareketin, gürültünün içinde ama özlemle. Hedeflediğimiz işler için önemli
atılımlarda bulunduk, aile ve arkadaşlarımızla özlem giderdik, keyifli günler yaşadık Datça dışında da. Şanlıurfa, Gaziantep, Şile, Burhaniye, Sivas, Bolu, Sinop, Tokat, Gelibolu, Antakya, Konya kısacası tüm Türkiyeyi, bunun yanısıra Tunus, Kıbrıs, Mısır, Suriye, Cezayir gibi dünyanın bazı yerlerine misafir olduk... Hem de hepsini 4 günde gezdik... Şubat ayında Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarında idik.

Tabiki Datça'da fuarda idi.



İşte Kıbrısdaki dostlar... Onları tanımaktan büyük keyif aldık.












İki sene öncesine kadar her sene anmaya gittiğimiz şehitlerimizi
bu sene Gelibolu'ya gidemesekde fuar sayesinde anma fırsatı bulduk.











Bolu standında İzzet Baysal Üniversitesi öğrencilerinin
yaptıkları çok hoşuma gitti.













Elbette diğer standlarda görülmeye değer yüzlerce emek vardı... Sözün devamını fotoğraf karelerine bırakacağım. Ancak bir noktayı sizlerede hatırlatmak istiyorum.
Biz; hiçbir zaman aklımızdan çıkmayan bir gerçeği bu fuarlar sayesinde tekrar hatırlıyoruz. Türkiye'nin her bir köşesi zengin kültür hazinesi, insanlığın yaşam noktası, gelenek ve görenekleriyle, eşsiz doğa güzellikleri ile, el emekleri ile büyük önem taşıyor. Elbette böylesine eşsiz bir yere herkes sahip olmak ister. Bunun için ; elimizdekinin değerini bilelim,biraz kendimize gelelim, ahlaki, kültürel, sanatsal tüm değerlerimize sahip çıkalım, bizi Avrupalılaşmak adına gelenek ve göreneklerimizden koparmaya çalışanlara, ahlaki değerlerimizi unutturmaya çalışanlara, el sanatlarımızı değersiz sayanlara karşı ayakta durabilecek kimliği olan insanlar olmaya çalışalım. Türkiye'ye sahip çıkalım. Bunlar sizlere neler anlatır bilemiyorum ama çevremde gördüğümüz omurgasızları düşününce daha yazacak ve yapacak çok şeyimiz olduğunu hatırlıyoruz.

Söz; fotoğraf karelerinde... Dikkatinizi, her bir karedeki emeğe çekmek isterim.












































Pazar, Ocak 27, 2008

Doğadan soframıza yolculuk

İnsanlık tarihinde önemli bir yeri olan zeytin, binlerce yıldan bu yana değişmeyen yöntemlerle işlenerek, sofralarımızda yer almaktadır.



Yaklaşık 6bin yıl önceki zeytinyağı elde etme yöntemi arasında hiç fark yoktur: Zeytinler ezilerek hamur haline getirilir. Daha sonra bu hamur sıkılır veya presten geçirilir. En sonunda ise yağ, zeytin meyvesinin suyundan (karasu) ayrıştırılır. 19. yüzyılın başında ise teknolojinin gelişmesiyle hidrolik pres makinelerine geçildi. Bugün hidrolik pres makinelerinin yanı sıra, zeytin hamuruna hiç pres uygulamadan merkezkaç kuvvetiyle zeytinyağı elde etmeyi sağlayan makineler de kullanılıyor. Bunların içinde de en yaygını “kontinü sistemi”.Kontinü sisteme, tam otomatik sistem denir. Önce zeytinler türlerine göre ayrılır. Huni adlı çukura dökülen zeytinler makine sistemiyle yapraklardan temizlenir ve kırıcıda ezilip kırılır (makine, üçbin devirle çekirdeği unufak eder). Buradan çıkan hamur, karıştırma yoğurmadan sonra su verilir, posa ve şırası ayrıştırılır. Şıradan da yağ ve karasu ayrıştırılıp, yağ filtre tankına alınır, son tortuları ayıklanıp dinlenme tankına bırakılır. Buradan natürel yağ güğümlere, teneke ve şişelere doldurulur. (Bilgi : www..wikipedia.org)







Bizde geçtiğimiz hafta Datça'nın Reşadiye köyünde bulunan Güllerdağı üretim merkezine gittik, zeytinyağı sıkımını izlemek için. Çok hoş bir tanıklıktı bu tarihe.

Pazartesi, Aralık 31, 2007

yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun....

Geçtiğimiz sene içerisinde neler olduğunu, kaybettiğimiz değerleri, yaşanan trajikomik siyasi olayları, polemikleri, depremleri, son belirlenen asgari ücretle krallar gibi yaşaması bekleyen halkımızı vs.. vs.. zaten televizyon ve gazetelerde bol bol izliyorsunuz... Aslında iyi olduğunu düşünüyorum bu tip hatırlatmaların...Bazen nasıl unutmuş olduğumuza şaşırıyoruz...

PEKİ 2007'DE BİZDE NELER OLDU? HADİ HATIRLAYALIM

Kendi zeytinimizi ve peynirimizi yeme keyfi yanısıra sakin, sessiz ve üretimle dolu girdik biz 2007 yılına... Geç saatlere kadar çalıştık, çalıştık.

Bahar ayında ipekböcekçiliğine ilk adımı attık. Bursa Koza Birlik'ten gelen böcek larvalarını, büyüttük, besledik ve ip elde ettik. Evet, peynir, zeytin de birşey mi, ipeğimiz oldu bu yıl. Henüz donanamadıysakda 2008 yılı planlarında büyük yer kaplıyor ipek ürünler.

Güzel fakat fazlasıyla sıcak ve Mengenli Habibe'nin yemekleriyle fazlasıyla leziz bir yaz geçirdik Antik Cafe-Bar'da...

El Sanatları Atölyemizi ziyaret eden güzel insanlarla da tanıştık, sanattan ve kültürümüzden bihaber insanlarla da...

Küresel ısınmayı nihayet insanlar ağızlarına almaya başladılar amma velakin biz bazılarına hala anlatamadık enerji kaynaklarımızın tüketiminin önemini... Yılmadık bu savaş 2008 yılı hedeflerimizde vardır ve her zaman var olacaktır. Biz, bahçemizin bir kısmını sebze yıkarken biriktirdiğimiz sularla sulamaya devam ettik, her zaman olacağı gibi...

Hasret oldu, dostlar geldi gitti, bayraklar asıldı, üzüldük, yağışlar bol oldu, sevindik, sümüklüböcek yedik, gittik, geldik.

Dokuma ve ipekböcekçiliği ile ilgili yaptığımız gezilerde güzel dostlar edindik, değerli insanlarla tanıştık. Bu değerli insan sözünün geçme sebebi kelimeyi sevmekten ötürü değil, kasdettiği anlamındandır. Değerli ile anlatılmak isteen "laf değil iş üretenler"dir.

2008 ise bizim için daha farklı bir yenilikle, büyük bir heyecanla başlıyor... Bu gelişmeleri zaman içinde sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz...

2008 yılında da birlikte olabilmek dileğiyle, tüm takipçilerimize huzurlu ve üretken bir yıl diliyoruz...

Salı, Aralık 18, 2007

Hedeflediğimiz yolda yürümemize destek veren değerli hocalarımız

Yaşamınız boyunca karşınıza bazı insanlar çıkar, kimileri kötü, kimileri iyi yönde etkileyebilir sizi ve hayatınızı... Bazen seneler sonra farkedersiniz yaptığınızın veya yapmadığınızın doğru mu yanlış mı olduğunu. Bazı insanların yaptıkları temelsiz gösterilerden ibaret iken, bazılarının ki kök salar insanlığa. İki değerli insandan bahsetmek için hatırlatmak gereği duydum zaman zaman unuttuğumuz bu gerçekleri...


Bizim karşımıza çıkan bu insanlardan , Fuat Hoca sayesinde farkettik ipekböcekçiliğinin önemini. Diğer hocamız Koray Dağcı ise yıllarının birikimini bizimle paylaştı dokumaya ilişkin. Yaptıklarından feyz alarak, dinledik sözlerini ve ne kadar teşekkür etsek azdır bize ayırdıkları zaman ve sağlıklı bilgi paylaşımları için.



















1843 yılında İzmit'te kurulan HEREKE FABRİKA-İ HÜMAYÜNU'nde saraylara ipek halı yanısıra ipek kumaş üretimi yapılmakta idi. Fabrikada üretilen ipek halılar fuarlarda ödüller alarak HEREKE'nin marka olmasını sağladığından, Hereke dediğimiz zaman birçoğumuzun aklına "Hereke halı"'ları gelir.
Yukarıdaki fotoğraflarda; Hereke'deki tezgahların seneler sonra Klasik Osmanlı Saray modellerinin üretimine devam edildiğini görmektesiniz. 150 yıl önce saraylara ilk dokumayı yapan dokuma tezgahları, iki yıl öncesine kadar Hereke de iken, şimdi İstanbul'da Yıldız Şale Köşk'ünün özel bir bölümünde aktif haldedir. Geçmişi geleceğe taşıyan atölye Sayın hocamız Koray Dağcı ve ekibi ile yaşamaktadır. Bu işin ne kadar büyük bir emek ve gayret gerektirdiğini, işin için girince anlayan bizler, bu başarılarından dolayı onları kutluyoruz.




150 yıllık tezgahları görme ve dokunma onuruna erişmemize vesile olan, bize dokuma hususunda engin bilgilerini açan Sayın Hocamıza bir kez daha teşekkür eder, kaybetmememiz gereken kültürel değerlerimizi ayakta tutabilmek adına çalışan, emeğini, gönlünü koyan herkesin yılmadan savaşa devam etmelerini dileriz...


BU SERGİYİ KAÇIRMAYIN



Geçtiğimiz hafta; Gönül Paksoy'un sergisinde idik...
Tek kelime ile muhteşemdi. Bu sergiye katılmak bana, takının insan varolduğundan beri değişik amaçlarla hayatlarının büyük bir yerini kapsadığını bir kez daha hatırlattı. Her eserde büyük bir keyif aldım.

"Koleksiyondan Kreasyona Boncuk” ve “Trajectories” diye iki ayrı sergi var. 23 Şubat'a kadar devam edecek,
İstanbulda iseniz mutlaka gidin derim.
"Aman yeri ters, çok uzak vs " demeyin. GİDİN.


Yer : KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ-REZAN HAS MÜZESİ Tarih :22 Kasım 2007-23 Şubat 2008

Çarşamba, Kasım 14, 2007

Son adımlar...

Uzun süredir sitemizle ilgilenemiyorum. Sanmayın ki haberler bitti. Sezonun bitmesiyle ipek dokuma çalışmalarımıza ağırlık vermemiz, aybaşında 3 günlük araştırma gezisi yapmamız ve gelirgelmez başlayıp, gece geç saatlere kadar süren çalışmalar nedeniyle oldukça yoğunuz.... Ve de yorgunuz. Tüm çalışmalar dün tamamlandı ve sonuç yorgunluğumuza değdi. İlk ipek dokuma ürünümüzü elimize almanın mutluluğu içindeyiz. Az sonra....


Önce yaptığımız geziyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Gittiğimiz yerlerden biri Tire idi...
Eski istasyon binası Belediye tarafından
El Sanatları Atölyesine dönüştürülmüş
ve şu anda resim ve dokuma atölyesi
olarak kullanılmakta. Tire'de tek kalmış olan
Saim Bayrı'nın dokuma tezgahını,öğrencisi
Ethem arkadaşımız devam ettirmeye çalışıyor.






Eski tren garının bu şekilde değerlendirilerek
korunması güzeldi de tarihi hamamı yıkık dökük, bir çöp istasyonu halinde görmek acıttı içimizi... Soru işaretlerinin uçuşmaması kaçınılmaz tabiki... Sokaklar hemen her yerdeki gibi pis ise de, farklı renklere boyanmış yanyana cumbalı eski evleri çok güzeldi Tire'nin. Kendimi Karagöz ve Hacivatın sahnesinde gibi hissettim. Sanki pencereden bir kafa uzanıp "Bre Hacivatım bunlar kim böyle" diyecekmiş gibi geldi.



Gittiğimiz yerlerden biri Birgi idi. Bu kadar temiz,düzenli, doğal doku korunmuş, bir o kadar üreten,çalışan,yaşayan bir kasaba daha görmemiştik şimdiye kadar. Belediye Başkanları Muhittin Cumhur ŞENER'i tebrik ediyorum ve umuyoruz bu şekilde devam edebilirler. Aman dikkat! Dışarıdan yerleşime fazla kapılıp evlerinizi öyle herkese satmayın. Aman ha dikkat!
Yoksa neler olur biliyor mususuz? Evlerinizin altında olan ahırlarınızdaki ineklerinizi satmanız atmanız hatta kesmeniz gerekebilir, çünkü yeni yerleşenler tezek kokusundan rahatsız olacaklardır. Camilerinizden yükselen sese laf edip, susturmaya çalışırlar."Efendim, gelmesinler o zaman" demeyin. Onlar gelirler, bozarlar, sonra doğal köylere yerleşmek üzere giderler. Onlar ki okumuş aydınlarımızdır. Son derece temiz sokaklarınıza önce çöp dökerler, sonra temizleme kampanyaları düzenlerler... Oldukça güvenli sokaklarınızda artık kızlarınız rahatça dolaşamazlar, temiz yaşantınız kalmaz.. "Efendim, olmaz böyle şeyler" demeyin. Olan yerleri görmüşüzdür.

Mehmet arkadaşımız bize hem Birgi'yi hemde dokumayla ilgili önemli konuları özenle anlattı, sorularımıza katlandı. O'nunla tanışmaktan büyük keyif aldık.





Sonbaharın renklerini beynimize, havasını içimize çekerek dolaştığımız Birgide bir gece konakladık. Sabah erken saatte güzel bir tur yaptık. Döndükten sonra konakladığımız pansiyonda bizi güzel bir kahvaltı bekliyordu. Ellerine sağlık Nezaket Teyze. Eğer yolunuz Birgi'ye düşerse kalabileceğiniz tek adres, Çınaraltı pansiyon olmalı, gerçi şu an sadecebir pansiyon var. Oldukça temiz ve doğal bu pansiyonu kime sorsanız gösterirler...


















Birgideki Çakırağa Konağı görülmeye değer...



















Eveeeeeeet. Gelelim asıl konumuza. Biz bu geziden döner dönmez başladık tezgah çalışmalarına. Tüm gün ve gece geç saatlere kadar süren, köcü ve taraklardan iplerin geçirilme işlemleri ile değişik dokuma çalışmaları ve yaklaşık on gün sürdü.


On gün sonunda Yaşar ipeği dokumaya başladı ve sonuçlandırdı. Hemen ertesi günü soluğu Ümmühan teyzemizin yanında aldık. Çünkü, sadece dokumak yetmez, pişirme işinide düzgün yapmak gerekiyordu. Hemen yaktık kazanı, sabun ince ince kıyıldı, odun külü katılarak su



















kaynatıldı. Ve dokunan ipek kumaş atıldı içine. Yarım saat kadar kaynatıldıktan sonra kurumaya bıraktığımız ipek, ayların uğraşısı, azmin göstergesiyle rüzgarda sallanıyordu. Biz ise bugünleri görmenin heyecanı ve mutluluğu içinde idik.

Pazar, Ekim 21, 2007

GARAVİLLA TARİFİ

Bugün sizlerle; Datça'ya özgü Garavilla yemeğinin yapılışını paylaşmak istiyoruz. Belli mi olur önümüzdeki 3-4 gün içinde yolunuz Datça'ya düşer ve belki tadına bakarsınız.





Dün Kaan "bu gece yağmur yağsada yarın garavilla yesek" deyince "aman" dedim " yapılışına eşlik edelim haber ver bize" Randımanlı yağışın ardından bugün topladığı garavillaları gösterdi bize.. Bizde kayıta başladık.



Garavilla, Datça halkının yüzyıllardan beri,
senede bir defada olsa, mutlaka yediği bir yemek...
Romatizmal ağrılara ve basura iyi geldiği söyleniyor...





Sol tarafta bize garavilla yemeğini hazırlayan Mehtap Abla, aslında garavilla yemiyor. Bizim ve oğlu Kaan'ın hatırını kıramayarak kolları sıvadı... Kaan garavillaya bayılıyor, yapılırken dayanamayıp haşlanmış yani yemek olmadan haliyle bile yedi.










YAPILIŞI
İlk yağmurdan sonra ot yemek üzere toprak üstüne çıkan Garavillalar tek tek toplanır. Sonra güzelce yıkanır. 8-9 defa haşlanıp suyu dökülür. Haşlanan garavillalar, biraz soğuduktan sonra tepe(kıç) kısımları ve çıkmışsa boynuzları bıçakla kesilir. Tepe kısımlarının kesilmesindeki amaç, içlerine suyun girerek daha iyi pişmeleri. Tam pişmemiş garavillanın pek güzel olmadığı söyleniyor...


İşlem tamamlandıktan sonra, tekrar yıkanarak, salça,soğan, domates,maydonoz ile birlikte, normal bir yemekmiş gibi pişirilir... :)

Biz bütün bunları yazarken, garavillar pişip geldi bile... Yerken ise; kabuğun geniş kısmından dudaklarınıza götürdüğünüz kabuğu "hüüüüp " diye çekmeniz gerekiyor.




Ve işte karşınızda garavilla yemeği... AFİYET OLSUN ! Ellerine sağlık Mehtap Abla...

Pazartesi, Ekim 08, 2007

Rabia teyzenin dilinden maniler

Önce başka bir konuya açıklık getirelim... Çalışmalarımızı takip edenler soruyorlar "İpler hazır, ne zaman ipek kumaş dokuyacak sınız? Haziran ayından bu yana yaz yoğunluğu nedeniyle askıya aldığımız ipek dokuma işini yapmak için bizde çok heyecan yaşıyoruz ama daha zamanı var... Evet bir süre daha zaman var.... İstesek şu anda da dokumak mümkün ama önemli olan dokuma yapmak değil, Datçalıların çeyizlerindeki kumaşı dokuyabilmek. 2006 yılının Kasım ayında başlattığımız "Datça'da İpekböcekçiliğini Canlandırma Projesi" ile ilgili çalışmalarımızı adım adım yürütmeyi daha doğru buluyoruz. Başarıya giden yolun hızlı olmadığını biliyoruz. Daha çok bilgiye sahip olmadan dokumayı yapmak sanırım pek acemice olur... Daha çok bilgi için ise araştırmalarımıza devam etmemiz gerekiyor.. Bu hemen olabilecek, basit bir iş değil...

Geçtiğimiz haftalarda, ipek dokuma zamanına kadar ki süreci değerlendirmek için Datçaya özgü "İram" denilen kilimleri dokumak için çözgü yapmıştık. 2006 senesinin Kasım ayında ilk kez dokuma işine başladığımızda bize çözgüleri öğreten, tezgahı ayağa kaldırmamızı sağlayan Rabia teyzemizin yardımıyla... O zaman çektiğimiz kamera görüntülerini siteye koymak istemiş, yapamamıştık... Artık bu mümkün olduğundan sizlerle paylaşabiliyoruz... Biz bu anlardan çok keyif almıştık. Çünkü Rabia teyze bir yandan köcülerin arasından ipliği geçirirken, bir yanda da bize eskiden söylenen manileri mırıldanıyordu.. İşte karşınızda Rabia teyze....

Cumartesi, Eylül 22, 2007

birbaratölyeyenasıldönüştürülür

Dönüşür efendim, işin içinde benim koca varsa bir bar herşey olur. Yaz yoğunluğunun azalmasıyla birlikte biz artık gerçekten çalışmaya başladık... Ben tezgahımın başında gümüş çalışmalarıma devam ederken, Yaşar ikinci düveni kurdu Antik Bar'a. Henüz ipek dokumaya başlamadığı için, o süreç başlayana kadar gene yöresel olan "iram" denilen kilimlerden dokumayı amaçlıyor. Tabii tezgah kurma işinin en önemli kısmını, çözgü hazırlama işini yapma aşamasına gelince bizim Rabia teyze yetişiverdi gene imdadımıza...




Perşembe, Eylül 13, 2007

vedalar düşündürürse...

o biiiiiir öğrenci, o biiiiiiiiiiiiiiiiiir çalışan, o biiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiir dayı, o biiiiiiiiiiiiiiiiiiiir gitarist, o biiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiir benim canım kuzenim... tatilini geçirmek için geldiği Datça'da ablasının mekanını şenlendirmek için elinden geleni yaptı, keyifli Antik gecelerine daha keyifli saatler yaşattı. Özlemişim hani gitar sesleri arasında gözlerim yıldızlarda, gönülden söylenen türküleri, özlemişim yorgun ama mutlu kamp gecelerini... Geçen haftayayı birlikte geçirdiğimiz canım yengemi ve kuzenimi uğurladık geçen dün.. Ondan önce, sayelerinde güzel bir yaz geçirdiğimiz Pire Niyazi'yi (lakap başkadır fakat bu yazılmıştır:) Ve dün Süper Habibe'yle bıcırıklarını...
Başka diyarlara, başka vedalarda yaşadık bu arada... Sönmeyen küller alev aldı, sevdiklerin acısıyla....

Çarşamba, Ağustos 15, 2007

Eski Datça Mahallemize yani köyümüze girdiğinizde bu manzara ile karşılaşırsanız sakın şaşırmayın... Korkacak bişi yok... Onlarda sizin , bizim gibiler... Onlar EDE'liler...

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

Datça'da Zaman Gecesi


Geçtiğimiz Cuma akşamı, Nihat Amca ve dostları ile güzel bir akşam geçirdik. Bir türlü zamanında çıkamayarak kendi içinde kitap oluşturacak kadar hikayeler yaşanan
"Datça'da Zaman" isimli kitabının kutlama yemeği nedeniyle mekanımız şenlendi. "Bu yaştan sonra uğraşsam ne olacak ki" demeyerek azmiyle bizlere örnek olan Nihat amcamızı bir kez daha buradan tebrik ediyoruz...

Cumartesi, Temmuz 14, 2007

festival,vosvos,ben,datça



Bu sabah Birgün Gazetesinin ekini elime aldığımda gördüğüm ilanla" Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım, gıcır gıcır vosvoslarla" şarkısı dolandı dilime... Eğer bu yazıyı şimdi okuyursanız, daha önce bu organizasyondan haberiniz olmamışsa, "bu saatten sonra gidilmez şimdi" diye düşünmeyin lütfen benim yerime gidin...



organizasyon detayları için ; http://www.vosfest.com/

Pazartesi, Temmuz 09, 2007



07/07/07 Cumartesi akşamı Eski Datça'ya yolu düşenler farklı bir şekilde karşılandı. Antik Cafe-Bar'dan gelen hoş bir müzik ile kulaklarının paslarını silme şansı yakaladılar. Tatil için burada bulunan Catherine Soroko'nun insanın ruhunu okşayan sesini duyarak Bar'ımıza gelenler ağaçların serinliğinde ve ortamın sakinliğinde keyifli dakikalar geçirdiler. Gecenin sonunda burada bulunan herkes, anılar bavuluna unutumayacakları bir çok malzeme koyarak ayrıldı. Bize ise ayrılır iken dudaklarındaki gülümseme kaldı.

Cuma, Temmuz 06, 2007

Gerçek Datça Öyküleri



Gerçekten gerçek öyküler bunlar. Biz biliyoruz
ne araştırmalardan geçtiğini.... Yaşları bir asra
yaklaşan insanların herbiriyle nasıl
teker teker konuşulduğunu, kayıtlar alındığını,
onların sonra nasıl itina ile dinlenip kağıda
aktarıldığını... Aslında kitaba giden yolculukta
kendi içinde bir kalın bir kitap yazılabilecek
macera taşıyor... 20 tane öyküden oluşan
Alan Yayıncılık tarafından basılan "Datça'da Zaman"
isimli kitabından bahsediyorum Nihat Amca'nın.
Okurken bitecek diye korkuyorum
ve devamını bekliyorum...
Datça'yı daha iyi tanımak isteyenlerin mutlaka
okuması gereken bir kitap bu. Tavsiye ederim.

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

Nesin'in çocukları


Tatillerini Datça'da geçirmek üzere gelen Nesin'in çocukları ile beraberdik geçtiğimiz Pazar günü...

Eski Datça ziyaretlerinde , köyümüzün çocuklarının servis ettiği yemekte birlikte idik...

Daha sonra Ebru, Kuş Çiftliğini gösterdi arkadaşlarına.
Dört yaşından on altı yaşına kadar olan çocuklar ve gönüllü bakıcıları ile birlikte olmak bizim için çok keyifliydi...